ben biraz
ukalayım belki. zor beğeniyorum. tahammülsüzüm, çabuk yargılıyorum. belki
kendimi dışında bırakıp güvenle erkeklere verip veriştiriyorum, ayıp ediyorum.
yani var bende de bir şeyler, mükemmel değilim biliyorum. ama gururla belirtmek
isterim ki, ben sizden* tiksiniyorum.
*bazı
adamlar var burada, onlar konuşurken susmak istiyorum. susmak ve orada yokmuş
gibi davranmak. hemen onların olduğu odayı, şehri, ülkeyi, hatta gezegeni terk
etmek istiyorum. türkiye'den gitmek istememin en temel sebebi olan bu adam türü
burada gani!
o adam
özellikle, o konuşurken kafasına kocaman bir örs düşsün ve lafı yarıda kalsın
istiyorum. ama içimden bir ses çatal dili kıvrılıp dolanmaya, konuşmaya devam
edecek diyor. bu adam konuşurken kendi dünyamın cam zırhı çatlayıp patlıyor,
içeriye ağır ölü bir koku dolmaya başlıyor. sağda solda gizlice yaşlı erkeklere
göz kırpan kadınların kokusu bu. yattığı kadını gidip arkadaşlarına anlatan,
hatta tavsiye eden erkeğin kokusu biraz. içinde yok pahasına hayatların
satıldığı otel odalarının kokusu. yüzüne güldüğü kadının arkasından buna bir
çakmak lazım diye gevrek gevrek gülen adamın kokusu.
erkekler
arasında sınırların olmadığı bir bölge var. sadece erkek erkeğe kalındığında
girilen, ne utanılan ne gocunulan bir bölge var. erkek olmanız ve çok anasının
kuzusu gibi görünmemeniz yeterli oraya girebilmek için. kişisellik yok bu
bölgede, farklı bakışlar, düşünceler yok. bu bölgede her erkek, sapına kadar
erkek. her adam bir seks ustası, bir porno yıldızı. tek vücut bütün erkekler ve
tek tip. kadınlar tek vücut, aynı kumaştan kesilmiş. kadınlar veriyor, erkekler
alıyor. kadınlar vermiyorsa, erkekler kızıyor, küfrediyor. bu bölgede asla
"insan ticaretine karşıyım" diyemezsin mesela, ya da "bence
herkes kendi karısına çakarsa daha iyi olacak" diyemezsin. amca senin
kıçının kılı ağarmış daha neyin peşindesin diyemezsin. ben senin gençliğini de
tahmin edebiliyorum, bence sen hep eziktin, hep abazaydın diyemezsin. bir kere
de sana çaksalar be adamım, belki dönenip durduğun budur DİYEMEZSİN.
arapların
durumu daha da hazin. erkek öyle yoğun, öyle buram buram ki kadının yaşama
şansı yok. eğilince götüne bakılan, iş yaparken çaktırmadan ellenen, itiraz
etmeyince meyilli, edince sürtük olan bahtsız bir mahlukat kadın. evde
dolaşırken görülmesin diye yüksek yüksek duvarlar, kapalı kepenkler, sokakta
varlığı yokluğundan ayrılamasın diye simsiyah, bazen de renkli kumaşlar...
erkeklerin dünyasına iliştirilmiş gibi, emanet duruyor hepsi.
kadının hiçliğinde
erkeklerin durumu daha da vahimleşiyor. erkek kendisine verilen rolü
oynuyor sadece. bakılacaksa bakıyor öküz gibi, içilecekse kahve içiyor
nargilenin yanında -kendisi gibi on tane erkekle birlikte. evlenilecekse
evleniyor, çocuksa çocuk sahibi oluyor. nasıl gerektiriyorsa "dini"
öyle oluyor. bir de özgürmüş gibi yapıyor, hakimmiş gibi, hayatı şahaneymiş
gibi... üstüne bir de namus bekçiliği yapıyor; kendisi çok namusluymuş,
karanlık sokak köşelerinde oğlanları sıkıştıran, 10-20 dinara hastalıktan
kırılan çad'lı, sudan'lı kadınların üstüne çıkan başkasıymış gibi. o da biliyor
bir bok olmadığını. yatıyor kalkıyor dua ediyor. sonraki hayatta daha iyi bir
şeyler olmayı umuyor, belli.
düşündükçe
daralıyorum! bir dakika daha beklemeden arkadaşlarımın yanına gitmek istiyorum.
kitaplardan, filmlerden bahsetmek, beraber yemek yapmak, kadınlı erkekli,
içkili, muhabbetli ortamlara dönmek, uyuklamaya başlayıncaya kadar konuşmak
istiyorum.
var
biliyorum. böyle olmayan, bundan iyisi, benden iyisi var, biliyorum. ama bu
insanları, bu adamları, bu kadınları, bu saçmalığı yadırgamak benim aklımın
sigortası. gururla, ihtimamla hepsinden nefret ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder