22 Nisan 2010 Perşembe

senden iğreniyorum, öyleyse varım

ben biraz ukalayım belki. zor beğeniyorum. tahammülsüzüm, çabuk yargılıyorum. belki kendimi dışında bırakıp güvenle erkeklere verip veriştiriyorum, ayıp ediyorum. yani var bende de bir şeyler, mükemmel değilim biliyorum. ama gururla belirtmek isterim ki, ben sizden* tiksiniyorum.
*bazı adamlar var burada, onlar konuşurken susmak istiyorum. susmak ve orada yokmuş gibi davranmak. hemen onların olduğu odayı, şehri, ülkeyi, hatta gezegeni terk etmek istiyorum. türkiye'den gitmek istememin en temel sebebi olan bu adam türü burada gani!

o adam özellikle, o konuşurken kafasına kocaman bir örs düşsün ve lafı yarıda kalsın istiyorum. ama içimden bir ses çatal dili kıvrılıp dolanmaya, konuşmaya devam edecek diyor. bu adam konuşurken kendi dünyamın cam zırhı çatlayıp patlıyor, içeriye ağır ölü bir koku dolmaya başlıyor. sağda solda gizlice yaşlı erkeklere göz kırpan kadınların kokusu bu. yattığı kadını gidip arkadaşlarına anlatan, hatta tavsiye eden erkeğin kokusu biraz. içinde yok pahasına hayatların satıldığı otel odalarının kokusu. yüzüne güldüğü kadının arkasından buna bir çakmak lazım diye gevrek gevrek gülen adamın kokusu.

erkekler arasında sınırların olmadığı bir bölge var. sadece erkek erkeğe kalındığında girilen, ne utanılan ne gocunulan bir bölge var. erkek olmanız ve çok anasının kuzusu gibi görünmemeniz yeterli oraya girebilmek için. kişisellik yok bu bölgede, farklı bakışlar, düşünceler yok. bu bölgede her erkek, sapına kadar erkek. her adam bir seks ustası, bir porno yıldızı. tek vücut bütün erkekler ve tek tip. kadınlar tek vücut, aynı kumaştan kesilmiş. kadınlar veriyor, erkekler alıyor. kadınlar vermiyorsa, erkekler kızıyor, küfrediyor. bu bölgede asla "insan ticaretine karşıyım" diyemezsin mesela, ya da "bence herkes kendi karısına çakarsa daha iyi olacak" diyemezsin. amca senin kıçının kılı ağarmış daha neyin peşindesin diyemezsin. ben senin gençliğini de tahmin edebiliyorum, bence sen hep eziktin, hep abazaydın diyemezsin. bir kere de sana çaksalar be adamım, belki dönenip durduğun budur DİYEMEZSİN.

arapların durumu daha da hazin. erkek öyle yoğun, öyle buram buram ki kadının yaşama şansı yok. eğilince götüne bakılan, iş yaparken çaktırmadan ellenen, itiraz etmeyince meyilli, edince sürtük olan bahtsız bir mahlukat kadın. evde dolaşırken görülmesin diye yüksek yüksek duvarlar, kapalı kepenkler, sokakta varlığı yokluğundan ayrılamasın diye simsiyah, bazen de renkli kumaşlar... erkeklerin dünyasına iliştirilmiş gibi, emanet duruyor hepsi.

kadının hiçliğinde erkeklerin durumu daha da vahimleşiyor. erkek kendisine verilen rolü oynuyor sadece. bakılacaksa bakıyor öküz gibi, içilecekse kahve içiyor nargilenin yanında -kendisi gibi on tane erkekle birlikte. evlenilecekse evleniyor, çocuksa çocuk sahibi oluyor. nasıl gerektiriyorsa "dini" öyle oluyor. bir de özgürmüş gibi yapıyor, hakimmiş gibi, hayatı şahaneymiş gibi... üstüne bir de namus bekçiliği yapıyor; kendisi çok namusluymuş, karanlık sokak köşelerinde oğlanları sıkıştıran, 10-20 dinara hastalıktan kırılan çad'lı, sudan'lı kadınların üstüne çıkan başkasıymış gibi. o da biliyor bir bok olmadığını. yatıyor kalkıyor dua ediyor. sonraki hayatta daha iyi bir şeyler olmayı umuyor, belli.

düşündükçe daralıyorum! bir dakika daha beklemeden arkadaşlarımın yanına gitmek istiyorum. kitaplardan, filmlerden bahsetmek, beraber yemek yapmak, kadınlı erkekli, içkili, muhabbetli ortamlara dönmek, uyuklamaya başlayıncaya kadar konuşmak istiyorum.

var biliyorum. böyle olmayan, bundan iyisi, benden iyisi var, biliyorum. ama bu insanları, bu adamları, bu kadınları, bu saçmalığı yadırgamak benim aklımın sigortası. gururla, ihtimamla hepsinden nefret ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder