18 Nisan 2010 Pazar

aslında


uzakta kalmak iyi gelecek sana, bazen kaçmak iyidir demişti. kim olduğunu, onu nasıl tanıdığımı sorma sakın. ama haklıymış, bazen kaçmak insana iyi geliyor. hiç sahip olmadığın bir netlikte hayatının yazım hatalarını tek tek seçebiliyorsun. ama uzaktasın ve düzeltmekten acizsin, elindeki kırmızı kalemi dişliyor ve okumaya devam ediyorsun.

neden bu kadar kızgın olduğumu biliyorum. senden uzakta olmak hayatımı anlamsızlaştırıyor. seni özlemek beni gergin bir adam yapıyor. senden uzakta olmama sebep olan her şeye kızıyorum. sabah uyandığımda yanımda senin olduğun anları düşünüyorum. yazın gelmesiyle ufak ufak çillenmeye başlamış yanakların, keskin yüz hatların, sabah uyandığında beni yanında görmekten memnun bakan gözlerin... bana soruşun "gece rahat uyudun mu? yoksa yine seni itekleyip durdum mu bütün gece?" canım sen her gece beni dirsekler hatta biraz tekmelersin, ama inan hiç şikayetçi değilim. gece uyanmak ve o deli deli uyuyan halini görüp gülümsemek, uyumaya devam etmek... inan bana hayatımda bundan değerli bir şey yokmuş, şimdi daha iyi anlıyorum. sabah uyanıyorum, tek başınayım. saate bakıyorum, daha uyumak için en az bir saatim var mutlaka ve yine de geç kalacağım, bunu da biliyorum. duvarlara bakıyorum, sanki bir soru sormuşum da cevabını bekliyormuşum gibi. aslında uyandığımda sen hala uyuyorsan, sana uzun uzun bakmayı ne çok sevdiğimi biliyor musun? isyan edip arkadaşlarının önünü kesmeye karar verdiği için kızdığın ayak başparmaklarını bile çok sevdiğimi sana söylemiş miydim?

peki neden bu karmaşa? neden bu kadar çok soru? neden bu kadar büyük endişe ve hiç bitmeyen bir arayış? neden hep kaçmak istiyorum?
korkuyorum

kendimi yeterince tanımamış olmaktan. başka bir şeye dönüşmekten. seni mutsuz etmekten. başına gelen en kötü şey olmaktan...

hayatın geleneksel akışına kapılmaktan, telli duvaklı düğünlerden, anne baba gezmelerinden...

sana erkek olup bir şeylerden korkmanın ne kadar kabul edilemez olduğuna inandırılarak büyütüldüğümü anlatabilsem keşke. sana futbolu sevmeyen, batak oynamayan, arabaları ve telefonları marka marka, model model takip etmeyen bir adamın otantik ya da cool değil sadece tek başına olduğunu söyleyebilsem. eşcinselliği şaka ya da afaroz konusu yapıp kapalı kapılar ardında akla gelmedik işler beceren erkeklerin yanında öfkemi gizlemenin, kadınların tümünü verinceye kadar kaprisli verdikten sonra orospu gibi gören adamların yanında aklımı yitirmeden yaşamaya çalışmanın, erkeklere karşı cephe alıp özgürlüğünü afişe eden kadınların bir bir ev hanımına dönüşmesini izlemenin beni ne hale getirdiğini söyleyebilsem... bir erkeğe aşık olabilmenin bir erkeğin kafasını ne kadar karıştırdığını anlatabilsem... bu karmaşanın içinde değişmeyen tek şeyin seni sevmek olduğuna inandırabilsem hem de, bütün bunları anlattıktan sonra.

bu karmaşanın beni ne kadar yalnız bir insan yaptığını sana söyleyebilsem yıllar içerisinde. bu yalnızlığın içime işlediğini, yanımda olduğun günlerin önünde sonunda biteceğine hem inandığımı, hem de bundan deli gibi korktuğumu sana söyleyebilsem...

topuklarımı üç kez birbirine vurup, senin yanında olmak gibisi yok desem. sonra senin yanında olsam birden bire ve sonsuza kadar.
kanyon yürüyüşü. o noktadan sonrasına çıkmak imkansız gibi görünüyor. seni yukarı kaldırıyorum. tırmanıyorsun kolayca. sonra yukarıdan bana elini uzatıyorsun, üstün başın çamur içinde. beni taşıyamayacağından eminim, ama yine de tutuyorum uzattığın eli. düşündüğümden çok daha güçlüymüşsün aslında, beni yukarı çekiveriyorsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder