10 Mart 2010 Çarşamba

nedjima


bugün nedjima'yı düşündüm yine. bu aralar çok sık aklıma geliyor. brüksel'den paris'e otobüsle giderken tanıdım nedjima'yı. avrupa'da otobüsle seyahat eden insan profili gerçekten görülmeye değer. ucuzcu birkaç teyze dışında genelde avrupa’nın bütün garipleri orada oluyor. mesela ben ve nedjima!

laptop'tan film izlerken birden yanıma oturmaya karar verdi nedjima ve filmle ilgili sorular sormaya başladı. ben neye uğradığımı şaşırmış ve olabildiğince soğuk bakıp onu kaçırmaya çalışmış olsam da o hiç bozmadı duruşunu. film sarmadı nedjima'yı ve benimle konuşmaya karar verdi. cezayirliymiş, erkek arkadaşından ayrılmış, ablası brüksel’de yaşıyormuş, paris'i gezmeye gidiyormuş. ipod'unu dinlermiş yolda giderken hep, ama çarşafını silkerken ipod'unu 5. kattan aşağı atmış yanlışlıkla. bozulmuş (bak çalışmıyor görüyor musun bak basıyorum basıyorum çalışmıyor düştü ya ondan bak) bu yüzden zaman geçsin diye konuşmak istemiş. problem ediyor muymuşum? çünkü çok sessiz bir dönem geçirmiş erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra. patronu demiş ki bak nedjima, seni arkadaşım gibi severim, kardeşim gibi; tatile çık! sonra terapist demiş ki git biraz, değişiklik olsun. sonra işte gelmiş, avrupa’da geziyormuş. cezayir’de çok sıkılmış, erkekler yiyecek gibi bakıyormuş, evlenmeden erkeklerle yatan kadınlara kötü gözle bakıyorlarmış cezayir’de, ben de öyle mi düşünüyor muşum yoksa? burada film indirememiş (no teleşarjmon film, do you?) cezayir’de maaşlar düşükmüş, aslında buraya gelmek ona pahalıya mal olmuş. kazandığı para ayda 500 euro etmezmiş. çikolata varmış cebinde yemek ister miymişim? aa çikolata erimiş! hayallah!...

nedjima konuştu, ben dinledim. ben de arada bir şeyler söylemeye çalıştım ama kadın öyle bir almıştı ki hızını, yokuş aşağı freni patlamış kamyon misali delişmen bir moment kazanmıştı ve önüne geçmek mümkün değildi. nedjima o kadar uzun süre susmuştu ki erkek arkadaşından ayrılınca, tekrar konuşmaya başladığında sesliliğin sessizlik kadar kesintisiz ve anlamsız olması gerektiğini fikrine kapılmıştı. belli ki tekrar ritmini kazanıncaya kadar, arada susup nefes alıp, karşısındakini dinleyip, konular arasında bağlantı kurmayı hatırlayıncaya kadar böyle devam edecekti.

bu ara nedjima'yı sık sık düşünüyorum, çünkü bu ara ben de hep susuyorum. ben de kaybeder miyim diyalog kurmanın ritmini diye düşünüyorum…

3 saat nedjima’yı dinledikten sonra bayılmak üzere olduğumu fark ettim. nedjima’da yorulduğumu anladı ve kendi koltuğuna dönmek için izin istedi. yorgunluktan hemen uyudum ve gözlerimi garda açtım. ayrılırken msn adresini yazdı bir kağıda; altına da not düşmüştü "nedjima, otobüste çok konuşan kız”.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder