bugün
nedjima'yı düşündüm yine. bu aralar çok sık aklıma geliyor. brüksel'den paris'e
otobüsle giderken tanıdım nedjima'yı. avrupa'da otobüsle seyahat eden insan
profili gerçekten görülmeye değer. ucuzcu birkaç teyze dışında genelde avrupa’nın
bütün garipleri orada oluyor. mesela ben ve nedjima!
laptop'tan film izlerken birden yanıma oturmaya karar verdi nedjima ve filmle
ilgili sorular sormaya başladı. ben neye uğradığımı şaşırmış ve olabildiğince
soğuk bakıp onu kaçırmaya çalışmış olsam da o hiç bozmadı duruşunu. film
sarmadı nedjima'yı ve benimle konuşmaya karar verdi. cezayirliymiş, erkek
arkadaşından ayrılmış, ablası brüksel’de yaşıyormuş, paris'i gezmeye gidiyormuş.
ipod'unu dinlermiş yolda giderken hep, ama çarşafını silkerken ipod'unu 5.
kattan aşağı atmış yanlışlıkla. bozulmuş (bak çalışmıyor görüyor musun bak
basıyorum basıyorum çalışmıyor düştü ya ondan bak) bu yüzden zaman geçsin diye
konuşmak istemiş. problem ediyor muymuşum? çünkü çok sessiz bir dönem geçirmiş
erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra. patronu demiş ki bak nedjima, seni
arkadaşım gibi severim, kardeşim gibi; tatile çık! sonra terapist demiş ki git
biraz, değişiklik olsun. sonra işte gelmiş, avrupa’da geziyormuş. cezayir’de çok
sıkılmış, erkekler yiyecek gibi bakıyormuş, evlenmeden erkeklerle yatan
kadınlara kötü gözle bakıyorlarmış cezayir’de, ben de öyle mi düşünüyor muşum
yoksa? burada film indirememiş (no teleşarjmon film, do you?) cezayir’de
maaşlar düşükmüş, aslında buraya gelmek ona pahalıya mal olmuş. kazandığı para
ayda 500 euro etmezmiş. çikolata varmış cebinde yemek ister miymişim? aa
çikolata erimiş! hayallah!...
nedjima
konuştu, ben dinledim. ben de arada bir şeyler söylemeye çalıştım ama kadın
öyle bir almıştı ki hızını, yokuş aşağı freni patlamış kamyon misali delişmen
bir moment kazanmıştı ve önüne geçmek mümkün değildi. nedjima o kadar uzun süre
susmuştu ki erkek arkadaşından ayrılınca, tekrar konuşmaya başladığında
sesliliğin sessizlik kadar kesintisiz ve anlamsız olması gerektiğini fikrine kapılmıştı.
belli ki tekrar ritmini kazanıncaya kadar, arada susup nefes alıp,
karşısındakini dinleyip, konular arasında bağlantı kurmayı hatırlayıncaya kadar
böyle devam edecekti.
bu ara nedjima'yı sık sık düşünüyorum, çünkü bu ara ben de hep susuyorum. ben
de kaybeder miyim diyalog kurmanın ritmini diye düşünüyorum…
3 saat
nedjima’yı dinledikten sonra bayılmak üzere olduğumu fark ettim. nedjima’da yorulduğumu
anladı ve kendi koltuğuna dönmek için izin istedi. yorgunluktan hemen uyudum ve
gözlerimi garda açtım. ayrılırken msn adresini yazdı bir kağıda; altına da not
düşmüştü "nedjima, otobüste çok konuşan kız”.