25 Şubat 2010 Perşembe

ben solak değilim!

oku beni! belki o zaman anlar ve bana da anlatırsın, neden gitmekten hiç korkmadığımı. neden hep bana ait bir ülke aradığımı, benim olan herşeyden kaçtığımı bilmeme rağmen. belki bana söylersin neden benim için en değerli olan şeylerin yalnız başına geçen yolculuklar, tek başına yenen çin yemekleri, kimseye göstermediğim yazılar ve asla gerçekten tanışmadığım insanlar olduğunu. neden eski ve terk edilmiş binalara hayran kaldığımı, neden sonu olan hikayelerden çok yarım kalmış olanları merak ettiğimi. belki bana söylersin neden sonra ve ne kadar zamandır en yakın arkadaşlarıma bile kendimi sansürlenmiş, hijyenik bir ürün olarak sunduğumu.

alıştığımı düşünmüştüm, her gittiğim yere, her girdiğim çevreye. aslında azalıyormuşum. saydamlaşıyormuş suretim.

aklım geriye sardı. yıllar öncesinden bir otobüs yolculuğuna ulaştım. almanya'da adını bilmediğim bir yerde uyumaktan şişmiş göz kapaklarımı araladım. çimenlerin ve ağaçların doygun yeşilliğinde iki beyaz at gördüm camın arkasından. hayatımda gördüğüm en güzel şey bu olabilir miydi? öyle ki, rüya gördüğümü sandım. ama gerçekti ve ben oradaydım. sonra tekrar gözlerimi kapattım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder