10 Ocak 2012 Salı

mezarlık ziyareti

...
geçmişini bugüne bağlayamıyorsan bugünü de yarına bağlaman biraz zor adamım.

29 Aralık 2010 Çarşamba

insan ilişkileri güncelleme paketi v7.02


bir türlü beceremedim doğru dürüst vedalaşmayı. aslında insan ilişkilerinde hiç de fena değilimdir. hatta yılardır içeride yaşadığım karmaşayı hiç kimseye çaktırmadan dışarıda "kendine güvenli, mutlu ve uzak" bir karakter sinevizyonlamam insan ilişkilerinde ne denli ustalaştığımın bir göstergesi değil mi? insan ilişkileri zarafetle yalan söyleyebilme sanatı değil mi?

değil tabi ki...

hayatımda çok az insan beni gerçek boyutlarımla gördü. bu çok az sayıda insan da bana fazlasıyla benzediği için, hep benim gibi onlar da bir yerden bir yere uçup gittiler. ben çoğuna doğru dürüst veda etmeyi beceremedim.

deneyimsizlikmiş, en temel sebep buymuş, şimdi anlıyorum. benim için değerli olan insanlarla yollarımın bir gün tekrar kesişeceğinden emin bir halim vardı. önemli insanların hiçbiri hayatımdan gerçekten çıkamazdı. mesafeler önemsizdi, çünkü ne kadar uzağa gitseler de ben onları yakınımda tutmayı bilirdim...

bu kadar kolay değilmiş işte. şimdi öğreniyorum. bazı insanlar dünyanın bir ucuna gidiyor ve onları bir daha görmenin ne denli zor olacağını fark ediyorsun. aradan yıllar geçmesi gerektiğini öğreniyorsun. geçen yıllar sonunda bazı kayıpların olacağını, her insanla daha dün ayrılmış gibi tekrar bir araya gelemeyeceğini anlıyorsun.
m., sana hiç anlatmadım belki ama telefon numaranı ne kadar uzun süre ezberimde tuttuğumu tahmin bile edemezsin. aramayı beceremem, telefon konuşmalarında çok başarısızım, bu ayrı bir başlık altında incelenmeli. askerdeyken pek çok kez telefon numaranı son hanesine kadar çevirdim, son numarayı tuşlayamadım. benim için önemli olan insanlardan korkuyorum bazen. o yoğunluktan kaçıyorum. ama ne kadar kopuk bir iletişimimiz olsa da senin asla hayatımdan çıkmayacağından emindim. ama şimdi sen her zaman güneşli o yerdesin ve nasıl olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yok. sana gerçekten veda etme şansım bile olmadı. bi kahve ısmarlayamadığım için, sarılıp iyi şanslar dileyemediğim için çok berbat hissediyorum.

son bir yıl bana ne öğretti diye düşündüğüm zaman aklıma bu geliyor; evet, hayatıma çok fazla insan giriyor ve çıkıyor. bazılarının adını bile hatırlamaya değmez. ama bazılarını tanımış olmam bile büyük şans. o insanlarla geçen her dakikanın değerini bilmem gerek. giderken de onlarla vedalaşmayı öğrenmem gerek. çünkü hayatın egosu benimkinden daha güçlü. çünkü bazı insanlar gidiyor ve hikayenin sonu...

18 Aralık 2010 Cumartesi

everything must go


mısır gevreği ve müsli kavanozları
elektrikli ocak ve tava
portakal sıkacağı
elma sirkesi
kahve
halı

işte bir yılın sonunda eve benimle dönemeyecek talihsiz eşyaların listesi

ev!

ev?

ev...

12 Kasım 2010 Cuma

slang

we dreamt of a casual life

knowing it wasn't meant for us

and it hasn't stop

raining since

9 Kasım 2010 Salı

aranan adam


ofiste mesainin son saatlerinin dolmasını bekliyorum. sıkıntı beni öylesine ele geçirmiş ki kendimi dışarı atmak geliyor içimden. bacaklarım adeta yanıyor koşarak uzaklaşmak için. fakat koşarak hiçbir yere gidilmeyen bir yerdeyim. kent olamayan, kasaba olamayacak kadar da ölçeksiz ve samimiyetsiz yerleşim merkezi 10 km uzakta. bana ait bir araba yok. dağın başında olduğum için taksi bulmam da imkansız. kamptan uzaklaşabilmek için kullanabileceğim tek araç şoförlü servis aracı. saat altı olur olmaz araçların bulunduğu bölüme gidiyorum. meğer bu saatte, yani mesaiden hemen sonra, yemekten yarım saat önce, ne araç ne de şoför oluyormuş. işçi servislerini soruyorum gözümü karartıp, hepsinin çoktan çıktığını söylüyorlar. beklemem gerekiyormuş...

bir yere gitmek istediğinde, ama çok çok istediğinde ve gidemediğinde, altına kaçırmak ile kafana tava ile vurulması arası bir duyguya kapılıyor musun?

işte o anda yürümeye başladım. bilirsin ki kulağında kulaklıkların, müzik dinleyerek yürümek ve seni sıkan bir yerden adımlarının hızında ve kararlılığında uzaklaşmak kadar bireysel ve güçlü bir sahne yaratamazsın. şirket araçlarını kullanan arap şoförlerin kampı dışarı bağlayan yolda yanımdan geçerken sempati dolu kornaya basışları ve el sallamaları benim bu kulaklıklı yürüyüş ritüelimin karizmasını biraz törpüledi tabi. hakeza yokuş aşağı inerken fazlasıyla sarsılıp zıplaya hoplaya ilerlemem ve yanımdan geçen her araç ile yeni bir toz bulutunun içinde kaybolmam... her ne kadar hayal ettiğim gibi gitmese de, kampın etki alanının dışına çıktım. ciğerlerim özgürlükle, zihnim de bir akşamlık da olsa herkesten farklı bir şey yapmanın verdiği heyecan ile doldu.

bu yeni duygu dalgasına uygun şarkı seçmeye çalışırken telefonlarım çalmaya başladı. acaba ben neredeydim, yemeğe gelecek miydim, e'nin kartuş talebini imzalamıştım ama acaba neredeydi... sorun değildi, zira bu bölümü de montajda çıkartmak çok zor olmayacaktı.

sonra yürüdüm yürüdüm ve ne mi oldu? hiçbir şey!

bir şeyler olması için olanca gayreti gösterim oysa ki. mesela futbol maçından dönen bir arap erkek topluluğunu yararak aralarından yürüyüp geçtim, ama kimse kavga çıkartmadı. sahil kenarındaki restorant'da yemek yedim, hiç garip bir şey olmadı. yemekten bile zehirlenmedim, o kadar sıradan. sonra daha da uzağa gitmek için ana yoldan otostop çektim. tanımadığım bir adamın arabasına bindim. adamın ön camı tam sürücünün yan koltuğunda oturan birinin kafasıyla çarpabileceği noktadan çatlamıştı. acaba ani bir frenle beni ön camdan fırlatmaya mı çalışacak dedim, ama o da olmadı.

merkeze ulaştığımda bütün caddeleri ve sokakları yürüdüm. karanlık geçişleri, kuytu köşeleri hiç ıskalamadım. geç saat olmasına rağmen kapalı çarşıya girdim. yok, yine bir şey olmadı. bir ara kapalı çarşıda bir adam anahtarını şakır şukur döndürerek benim arkamdan yürüdü 5 dakika kadar. sonra acaba ne yapacak diye durup dönüp adama baktım. o da bana baktı, sonra dönüp pasajın çıkışlarından birine yöneldi. arkasından baktım, akşamıma katacağın içerik bu kadar mıydı diye... evet bu kadarmış.

bütün akşam boyunca yanımdan geçip bana şaşkın gözlerle bakan bütün adamlara selam verdim. bir yıldır burada yaşıyorum ama bu ufak yerleşimde hala beni görmemiş ne çok insan var!? hala şaşırabiliyorlar. bu yüzden merkezde yürümek bir şeyler görmekten çok görülmeye ve daimi selamlaşmaya dair bir deneyim. salamınaleykük aleykümselam, selamınaleyküm aleykumselam, selam abdullah aleykumselam...

bu arada özellikle erkeklerle selamlaşıp kadınları es geçtiğimi düşünme sakın! burada sokakta kadın olmuyor. bir askeri garnizon gibi. ya da bütün kadınlar ve çocuklar savaşa gitmiş, şehir erkeklere kalmış gibi. öyle olağan dışı, mantık yoksunu bir durum.

3 saatin ardından yoruldum. yine ön camı çatlak fakat bu sefer taksi plakalı bir arabaya bindim. türkiye'de taksi şoförleri ile muhabbet etmeyi ne çok severdim... burada konuşamıyorum, ne onlar benim dilimi biliyor ne de ben onların. ve sanırım yine bu yüzden her bindiğim takside bir süre sonra sonuna kadar radyo açılıyor. radyoda ise hep aynı ilahiler ya da kuran ayetleri... rahmanelrahim rahmanelrahim velakin rabbin kutübn haddim veleddamin...

nihayetinde o akşamda diğer akşamlar gibi hiçbir şey olmadı. kampa geri döndüm. yorulduğum için sıkıldığımı unutmuş bir şekilde.

burada hiçbir şey olmuyor. ne iyi ne de kötü.

6 Kasım 2010 Cumartesi

anlatacak çok şeyim olsa da


anlaşılmaktı istediğim. biraz olsun çözülebilmekti. adımlarımı zorlaştıran yükleri atmaktı amacım.  beni tanımayan insanlarla kim olduğuma ve kim olabileceğime dair düşüncelerimi paylaşmaktı.  kendimi arama-bulma-yargılama sürecimde kaderimi tanımadığım insanların merhametine bırakmaktı. 

şimdi, kendimle kurduğum ilişkinin içinde hiçkimsenin olmaması gerektiğini görüyorum.

anlaşılmaya, onaylanmaya ve takdir edilmeye olan ihtiyaçlarımın tümünü tedavülden kaldırıyorum. 

kendimi görüyorum ve başka birinin yardımına ihtiyaç duymuyorum.

emin değilim anlaşılmak istediğimden

21 Ekim 2010 Perşembe

to whom it may concern


sonra dedim ki yağlanmak, yıllanmak, geçmişi özlemek için yaşımız çok erken. istersek yaparız bence dedim. uyumadan önce sayıklanan diğer her şey gibi sorumluluktan uzak, salt mutluluk üzerine kurulu ve zamansız bir teklifti.